deviant ART

[x]
[x]

Sevgi

Journal Entry: Mon Jun 30, 2008, 11:59 AM

Sevmek Ne Yücedir bilirmisin sevgili...
Gerçekten sevmek nedir?
Sen hiç sırtına saplanan,
Zehirli bir hançeri sevdin mi?
Hiç ö;ptünmü üstündeki,
Sana ait sıcak kanı...
Hiç yamaçtan aşağıya bıraktınmı ruhunu...
Her ölümünde yeniden doğdunmu.
Sen hiç sevdinmi sevgili!!!
Karşılıksız sevdinmi...
İçinde akan kan nehir olup,
Denizler oluşturdumu...
Sen hiç sevmedin sevgili.
Sen tadamadın duyguların en safını...
Hiç bir martıyı kıskandınmı,
Onun gibi uçtuğunu hissettinmi,
Yada onun kadar yalnız olduğunu....
Ah be sevgili!
Keşke sende sevseydin beni...
Sen bilemezsin,
İnsanın kendi içinde yaşadığı gurbeti,
Hiç öğrenemezsin,
bir ruhun nasıl intihar ettiğini.
Ah be sevgili...
Bir ruha dokundum ki,
Hiç yaşamamışcasına,
Hiç ölmemişcesine yeniden doğdum.
Ben senin ruhuna dokundum,
Anahtar deliğinden sızan,
Yıldırım kadar parlak ışığına...
Dokundum göç eden ruhuna,
Sen her kapattığında gözlerini,
Ben sonsuz rüzgarlarınla üşüdüm...
Soğuk kuzey ülkelerinde gezdim bazen...
Ayaklarımın altını buz kırıkları kanattı.
Sonra çöllere düştüm,
Ne aradığımı bile bilmeden yıllarca yürüdüm.
tekrar kendime döndüğümde seni gördüm.
İlk önce kaçtım senden,
İçimde bu kadar saf kalabileceğin,
Temizliğinden kirleneceğim,
Hiç aklıma gelmemişti...
Şimdi giyorum sevgili,
yine fırlatıyorum ruhumu yamaçtan aşağıya,
Yine göç ediyor ruhum,
Kendi içmde kaybolan,
Soğuk gurbete...
Ben affedemiyorum kendimi.
Üzgünüm sevgili.
Üzgünüm...
Layık olamadım sevgiye...

O.Kayarlar

  • Listening to: yasar- kadinim

Tutunamayanlar / Oguz Atay

Journal Entry: Wed Jun 25, 2008, 1:55 PM
"saldırısını tutunanların anlamayacagı, reddedecegi turden bır roman" der kıtabın arka kapagında, tutunamayanlara dair...
okuyan var mı içinizde?
tutunamayanlar'dan olan var mı içinizde?

Nazım Hikmet Ran / Yaşamaya Dair

Journal Entry: Tue Jun 24, 2008, 2:25 AM
YAŞAMAYA DAİR

1

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi meselâ,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani, o derecede, öylesine ki,
meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut, kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel, en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak, yani ağır bastığından.

1947

YAŞAMAYA DAİR

2

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanı;p ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki, hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla beraber yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla
yani, duvarın arkasındaki dışarıyla.

Yani, nasıl ve nerde olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

1948

YAŞAMAYA DAİR

3

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani, bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hattâ bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...

Şubat 1948

  • Listening to: sarhos balik ile topal marti
  • Drinking: kahve